21 Ekim 2013 Pazartesi

Yalnızlık

Günümüzde neredeyse hepimiz toplu taşıma araçlarını kullanıyoruz, değil mi? Mutlaka birinden birine binmişizdir. Tabi bunun yanında her gün kullananlar da var... Ne yazık ki ben de onlardan biriyim. İşe gitmek için her gün bilimum otobüs, metro ve metrobüs kullanmak zorundayım. Şimdi, toplu taşımanın faydaları, zararları gibi saçma konulara girmeden esas konuya geliyorum.

Muhtemelen sabahları hepimiz boş araçlara binme fırsatı elde edemiyoruz. Ama ben de yine o boş araçlara binme fırsatı olanlardan biriyim. İlk duraktan bindiğim için genellikle yeterli sayıda boş koltuk bulunuyor. Ve nedense ben, o kadar boş koltuk varken her seferinde en arkayı tercih ediyorum. Çok saçma ama öyle. Seviyorum bu küçük köşeyi sanırım. Herkesten uzak oluyor. Belki de bu tercihim yalnızlığım ile alakalı, emin değilim ama durum bu.

Sabah sabah canımın sıkıldığı ne kadar da belli oluyor değil mi? :)

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Dan Brown - Cehennem

Merhabalar sevgili okurlar, canparelerim!

Kitabı okuduğumdan beri aklımda olan ama yazmaya bir türlü fırsat bulamadığım bu taşlama yorum karışımı kitap eleştirime hoş geldiniz...

Evet, “Söz konusu Dan Brown ise nasıl taşlama olabilir?” dediğinizi duyar gibiyim... Aslında Cehennem’den önce bir kitap eleştirisinde böyle bir yazı ile karşılaşsam ben de garipserdim. Ama şimdi, bizzat kendim böyle bir yazı yazıyorum... Lafı fazla uzatmadan açık sözlü olarak Dan Brown - Cehennem eleştirime başlıyorum.

Dan’ın önceki kitaplarını okuyanlar az çok bilirler... Özellikle Da Vinci Şifresi’nin efsanevi ünü göz önüne alınırsa haberdar olmayan yoktur diye düşünüyorum. Yazar kesinlikle çok iyi bir yazar. Bu konuda laf söylemek elbette ki bana düşmez. Ben daha önce kendisinin Da Vinci Şifresi ve Kayıp Sembol adlı romanlarını okudum. Her iki roman da ününü hak ettirecek şekilde sürükleyici ve iyiydi. Kitapların tek solukta bitmesi bir yana yazarın yaptığı ters köşelerde en büyük heyecanlardandı. İşte bu yüzden Cehennem’in reklamları dönmeye başladığında bu kitabı sabırsızlıkla bekledim ve okumak için can attım. Bir arkadaşım da “Ben okumaya başladım, çok heyecanlı gidiyor...” gibi övgü dolu cümleler sıralayınca dayanamadım ve ben de okumaya başladım.

Ama kitap benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Kitabın daha ilk sayfasından her şey çok tahmin edilebilirdi benim için... Hal böyle olunca okumak da bir türlü içimden gelmedi ve ben süreyi uzatıp durdum. Ama yine de azmettim ve bitirdim, bu konuda beni tebrik edebilirsiniz. Çünkü eğer bir kitabı okumak istemezsem bu kitabın bitme süresi bir yılı bile bulabilir...

Her neyse kitap konusunda spoiler vermeden birkaç şey söyleyip taşlama yapmaya çalışacak olursam:

Dil yazarın her zaman kullandığı dildi. Betimlemeler bu kez bıktıracak kadar fazlaydı. Okurken tarihi yapıların ya da eserlerin anlatımları hiç bitmeyecek, kitap sonuna kadar öyle devam edecekmiş gibiydi. Okumadaki en büyük sıkıntılarımdan biri buydu. Diğeri de daha önce söylediğim gibi bütün olayların çok tahmin edibelibilir olmasıydı... Ki, şu an spoiler olmaması için açıkça söylemeyeceğim ama, kitabın ilk iki sayfasını okuduğumda aklımda beliren bütün tahminler kitabın sonunda gerçekleşti. E ben Dan Brown’ın bir kitabının başından olayların hepsini biliyorsam nasıl okuyabilirim ki...

Ayrıca kitabın bir kısmının İstanbul’da geçme mevzusu var... Bu kısımlar da beni hayal kırıklığına uğrattı. Dan Brown’ın araştırmacılığı İstanbul için amatörleşmiş gibiydi adeta. Romanda geçen tüm İstanbul ve İstanbul’daki tarihi eserler hakkındaki bilgiler bir çok kaynakta kolayca karşılaşabilecek bilgilerdi. Dan Brown’ın simge bilim araştırma örneklerini romanın İstanbul kısmında göremedim ne yazık ki...

E kitap madem bu kadar kötüydü neden okudum? Açıkçası kitabı neredeyse yarım bırakıyordum. Sonra arkadaşımın ısrarı üzerine bir şans daha verdim ve kitap o gece bitti. Sonuç olarak ilk dört yüz sayfayı hiçe sayacak bir ters köşe ile karşılaştım ve ondan sonrası çorap söküğü gibi geldi. Eğer o ters köşe gelmeseydi kitabı bitirebilir miydim emin değilim...

Umarım bu yazdıklarım kitabı okumak isteyenlerin hevesini kırmaz... Çünkü her şeye rağmen derin bir araştırmanın ürünü olan bu kitabın okunması gerekir.

İlk kitap eleştirimi Cehennem ile yazmış oldum. Artık okuduklarım konusunda buraya daha sık gelmeye çalışacağım. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Sağlıcakla kalın canparelerim <3

15 Ağustos 2013 Perşembe

Mutluluğun resmi...

Bana kalırsa “Mutluluğun resmini çizebilir misin?” çok saçma bir sorudur.

Çünkü insanlar mutluluğun resmini çizmezler, çizemezler. Bu soru sorulduğunda insanlar mutlu oldukları anları değil hayallerindeki mutluluğu düşünürler çünkü. O hayallerde istedikleri şeylere sahiptirler ve onlarla mutlu olabileceklerini düşünürler.

Bu yüzden eğer bir insan mutluluğun resmini çizebildiğini söylüyorsa yalan söylüyordur. İnsanlar aç gözlüdürler, eğer siz istediği her şeyi verirseniz yine yetinmez yeni şeyler istemeye başlarlar. Bundan dolayı da hiçbir zaman gerçek mutluluğu yaşayamazlar.


26 Temmuz 2013 Cuma

Volkswagen Golf - People Are People

Sanırım her şeyden vazgeçip kendimi reklam müziklerine adayacağım :D Bir araba reklamının müziğinin bu kadar güzel olması kesinlikle haksızlık... Ve Allah aşkına, nereden çıkıyor bu fikirler. Nereden geliyor aklınıza bu müzikler... Sanki yemeyip içmeyip bütün müzikleri irdeliyor gibisiniz. Gerçi iyi ki yapıyorsunuz sevgili reklamcılar. Siz olmasanız bu müzikleri kim dinler, kim nereden bulur :)
Buyurunuz yeni bir parça ve vazgeçilmez.

Depeche Mode - People Are People




ve tabi ki orjinalinin dışında çok sevdiğim bir cover'ını da paylaşmadan edemeyeceğim... :)



keyifli dinlemeleerrr :)


10.05.2013

Anneler En İyisini Bilir

Merhabalar yeniden...
yeni bir vazgeçilmezimle karşınıza çıkmaya karar verdim. yani aslında yeni vazgeçilmezim olmadı hep dinlediğim ilk andan beri öyleydi. Ama şarkıyı çok sevdiğim için paylaşmak istedim. Zaten Jessie J'in sesine hayranım. onun herhangi bir şarkısını sevmemek gibi bir ihtimalim yok :) Ama ne yalan söyleyeyim, Jessie'ye bu tarz daha çok yakışmış...

Lafı fazla uzatmadan, belki de birçoğunuzun bildiği o şarkıyı paylaşayım :)




30.04.2013

Korkmaz Tencere Reklamı ve Ben Cocks

Evet, demiştim birazdan vazgeçilmezlerimden birini paylaşacağım diye...

Öncelikle, şu reklam daha önce eminim dikkatinizi çekmiştir.


Çekmediyse de şimdi çekti işte. Ama benim için aynı şey geçerli değil. Bu reklam her çıktığında hipnotize oluyordum resmen. Çalan şarkı beni benden alıyordu. Birçok kez şarkıyı aramak istesem de reklamda şarkının herhangi bir sözü geçmediği için ne yazık ki bu düşüncelerimden vazgeçiyordum. Sonra bir gün başka bir reklamın müziğini ararken arada bunu da kaynatayım dedim. Ama olmadı. En nihayetinde ben de youtube'dan reklamı bulup, bu reklamda çalan şarkıyı biliyor musunuz diye sağa sola sormaya karar verdim. İyi ki de yapmışım. Bir baktım bu videonun altında Allah'ın çok sevgili bir kulu şarkının adını yazmış. Ne diyeyim Allah tuttuğunu altın etsin. Neyse yine lafı çok uzattım.

Ve işte karşınızda Ben Cocks - So Cold


keyifle dinleyin efendim. Çok güzel bir şarkı, ben normalde üst üste şarkı dinlemem ama bunu aynı gün içerisinde üst üste kırk kere dinlemişimdir. Ve hiç sıkılmadım :D



11.04.2013

Yine ve yeniden...

Herkese merhabalar...

Blogum için bir karar aldım ve bu kararımı sizinle de paylaşmaya geldim. Fark ettim ki bu blog böyle hikayeyle yürümez... Ki yürümüyor da... Zira bu aralar ilham perilerim pek bir nazlı, pek bir üşengeç. Dersin ki ayran içtik ayrı düştük kendileriyle. Bu durumdan ne yazık ki okuyucularım da etkileniyor. Ben de en azından blogumu ziyaret eden okuyucularıma bir kıyak geçmeye karar verdim.

Artık blogumda okuduğum kitaplar, hikayeler, izlediğim filmler hakkındaki düşüncelerimi de paylaşacağım. Müzik işine girersem hepinizin başı ağrır eminim. Ama arada vazgeçilmezim olan birkaç parçayı da sizinle paylaşırım tabi ki. Ki birazdan bir tanesini paylaşmayı düşünüyorum. 

Her neyse, şimdi siz diyebilirsiniz ki, herkes kitap-film yorumu yazıyor zaten, bir sen eksiktin. Valla haklısınız, bir ben eksiktim, ben de geldim tam oldu :D ama ne yapayım... Ben de böyle sıradan bir insanım. Demiştim benden öyle çok şey beklemeyin diye. Ben okurum izlerim. Gerçi şu ara dersten başımı kaldıramıyorum. O halde ben nasıl kitap okuyacağım da yorumunu yazacağım? Çok basit, okumayacağım :D

Eski okuduklarımdan başlayacağım. Onlar bitene kadar okul da biter zaten ve ben yeniden kütüphaneme gömülürüm. O zaman yeni kitaplarla karşınızda olurum.

Çok gevezelik yaptım sanırım. Kısacası artık her yerde gördüğünüz o kitap bloggerlarından biri de benim :)
Hikaye de paylaşacağım tabi ki. Mesela BizimHikayelerimiz ile ilgili çok güzel planlarım var :)

Şimdilik hoşça kalın, dostça kalın. Kendinize iyi bakın.


11.04.2013